Sekiz E Gençleri RKeskin (8/E)

Son Senemiz Olan Bu Yılda Ben Webmaster Olan Mustafa Duman Sınıfımıza Ayrılsakda Konuşabileceğimiz, Mesajlaşabileceğimiz Bir Forum Açmak İstedim..Katılımlarınızı Bekliyorum..! :D


    Mesnevi Hikayeleri

    Paylaş
    avatar
    DumanMustafa
    Admin

    Mesaj Sayısı : 27
    Kayıt tarihi : 08/01/11
    Yaş : 19
    Nerden : Bursa

    Mesnevi Hikayeleri

    Mesaj  DumanMustafa Bir Salı Ocak 18, 2011 2:11 pm

    MİNİK KUŞUN ÖĞÜDÜ
    . Avcının yakaladığı küçük kuş birden konuşmaya başladı:
    - Ben minicik bir kuşum dedi, etim, dişinin kovuğunu bile doldurmaz. Eğer serbest bırakırsan işine yarayacak üç öğüt veririm. Dinle, birinci öğüdüm şu: "Olmayacak bir söz duyarsan, asla inanma!"
    Avcı şaşırmıştı. ikinci öğüdü isteyince küçük kuş:
    - Beni bırak, ikinci öğüdümü şu damın üstünde vereceğim dedi.
    Avcı kuşu bıraktı. Bir lahzada dama konan kuş:
    - Dinle dedi, "geçip gitmiş şeyler için asla üzülme". Olan olmuş, biten bitmiştir çünkü. Bak, benim karnımda on dirhem ağırlığında bir inci vardı. Çok kıymetli bir inciydi bu. Ne yazık ki elinden kaçırdın...
    Avcı daha çok şaşırmış, kuşu serbest bıraktığına pişman olmuştu. Ah vah etmeye, saçını başını yolmaya başladı.
    Kuş:
    - Ne oldu? diye sordu. Niçin dövünüp duruyorsun? Ben sana olmayacak söze asla inanma dememiş miydim? Sen karnımda inci olduğunu duyunca bu öğüdü hemen unuttun. Kendisi üç dirhem gelmeyen kuşun karnında on dirhemlik inci olur mu hiç? Üstelik ikinci öğüdümü de unutmuşa benziyorsun. Hani elden kaçırdığın şeyler için asla üzülmeyecektin!
    Avcı utanmış başını yere eğmişti.
    - Üçüncü öğüdünü ver bari diye inledi.
    Küçük kuş damdan kalkıp yüksekçe bir ağacın dalına kondu ve oradan gökyüzünün boşluğuna doğru süzülürken şöyle bağırdı:
    - Behey sersem avcı, sen verdiğim ilk iki öğüdü tuttunmu ki üçüncüsünü istiyorsun?.

    AY GÖLÜNDEKİ TAVŞAN
    .. Tavşanların huzur içinde yaşadıkları göl kenarına bir gün kocaman gövdeleriyle filler geldiler. Ağaçları devirmeye, otları ezmeye, etrafta huzursuzluk çıkartmaya başladılar.
    Bazen çalılar arasına saklanmış yavru tavşanları bile, farkına varmadan ezip geçiyorlardı.
    Yaşlı ve bilgili bir tavşan bu kötü gidişin önüne geçmek, kendi soyunu bu filler ordusundan kurtarmak istedi. Bir gece dağın üzerine çıkıp fillerin kralına seslendi:
    - Ey fillerin kralı! Ben gökyüzünün padişahı Ay'ın elçisiyim. O Ay ki hem bu gölün hem de civarındaki şu arazilerin sahibidir. Sizin yaptıklarınızı görüyor ve çok sinirleniyor. Eğer en kısa zamanda bu memleketi terketmezlerse sonu fena olur diyor. isbatı için de yarın gece seni göl kıyısında bekliyor! diye bağırdı.
    Fillerin kralı biraz korkmuştu ama yarın geceyi beklemeye karar verdi. "Hele padişah Ay ile bir görüşüp konuşayım" dedi.
    Ertesi gece göl kenarına geldi.
    Ay'ın ondördüncü günüydü ve gökyüzünde gümüş bir tepsi gibi parıldayan Ay'ın aksi gölün durgun sularına vurmuştu.
    Tam bu sırada kral filin hortumu suya değmiş ve onu dalgalandırmıştı. Ay'ın sudaki aksi de hareket etmeye başlayınca kral fil korkuyla geri çekildi. "Her halde Ay çok kızgın, hepimizi öldürecek" diye düşündü ve geri dönüp diğer filleri yanına alarak o yöreden hızla uzaklaştı.
    Yaşlı tavşan güçsüz ve zayıf bir yaratık olduğu halde aklı ve zekasıyla kocaman filleri aldatmış, kuvvetliyim diye böbürlenenleri hile ile kandırmayı başarmıştı.....
    BİLGİN İLE KAYIKÇI
    Kendini beğenmiş bir gramer (nahiv) bilgini, boğazdan karşıya geçmek için bir kayık kiraladı ve kurumla oturdu yerine.
    Kayıkçı, olgun ve alçak gönüllü bir insandı. Hiç ses çıkarmadan küreklere asılıyor, yolcusunu sağ salim karşıya geçirmek ve üç beş kuruş kazanmak istiyordu.
    Denizin orta yerine geldikleri sırada Bilgin küçümser bir eda içinde sordu:
    -Sen hiç gramer okudun mu?.. dil biliminden anlar mısın?
    Kayıkçı:
    -Hayır efendim dedi, ben cahil bir kayıkçıyım, dediğiniz şeylerden hiç anlamam.
    -Vah vah dedi Bilgin, ömrünün yarısı boşa geçmiş!..
    Böyle bir süre ilerledikten sonra rüzgar şiddetini artırmaya, dalgalar büyümeye başladı. Denizde fırtına çıkmış, Bilgin korkmaya başlamıştı.
    Kayıkçı olağanüstü bir güçle kurtulmaya, sağ salim karşı kıyıya geçmeye çalışıyordu. Gördü ki artık kurtuluş ümidi yok, Bilgine dönüp sordu:
    -Efendim, yüzme bilir misiniz?
    Bilgin:
    -Ne yazık ki bilmiyorum diye inledi.
    O zaman kayıkçı:
    -Vah vah dedi, şimdi ömrünün hepsi boşa gidecek! Keşke gramer bileceğinize benim gibi yüzme bilseydiniz de canınızı kurtarsaydınız.



      Forum Saati Perş. Mart 30, 2017 4:32 am